Kara Kaplı Kütük Defteri

Anne Sen Ne zaman Öldün? / Kara Kaplı Kütük Defteri

 

Konsoloslukta işlemlerin yapıldığı kocaman bir ofiste 5-6 memur sırayla içeri aldıkları sayıları 8-10 kişiyi bulan yurttaşların işlemlerini yapmak üzere yoğun mesai harcıyorlardı. O kadar çok gürültülü bir ortam vardı ki herkes neredeyse bağırarak konuşuyordu. Memurlar ile yurttaşlar arasında, biraz da güvenlik nedeniyle hem yüksek ve hem de tüm koridor boyunca uzanan bir disk ve onun üzerine de camdan yapılmış vezne benzeri bir düzenleme ile hizmet alanlar ve hizmet verenler bir araya getirilmişti. Cam çerçevenin alt kısmı oval şekilde kesilerek evrakların alınıp verileceği, konuşmaların karşıya geçmesi için boy seviyesine camda delikciklerin olduğu bir kapalı güvenlik camduvar oluşturulmuştu.

Bir ara sesini duyurmak için aşırı yüklenen memurun sesi kısıldı, gürültüden duyulmayan kısık sesi ile bir kaç seslendi. Memur bir yudum su aldı, yutkundu, gırtlağını dinlendirdi, ‘beyfendi anlamıyor musun, sürekli aynı şeyleri tekrar edip duruyorum?  Lütfen iyice dinleyin. ‘Anneniz nüfus kayıt sisteminde 1972 yılında ölmüş görünüyor.

Ama nasıl olur? Annem yanımda, ben anlatamadım galiba, bu kadın benim annem, diye cevap verdi, Melayke Teyzenin oğlu.

Dancada ‘iyilik yap’ (god gerning) anlamına gelen  bir deyim vardır. Benim iyilik yaptığım günlerden biriydi bugün. Melayke Teyzeyi oğlu ve kızı ile birlikte yeni pasaport işlemleri için konsolosluğa götürmüştüm.

Memurun söyledikleri inanılır gibi değildi. Konsolosluk işlem salonunda söyleneni herkes duymuş, şaşkınlıka onlara bakmaya başlamışlardı. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu KVKK ihlal edilmişti;

  • Senin annen 1966 yılında ölmüş, yani annen nüfus kayıt sisteminde ölü görünüyor, beyfendi!

Ortalık buz kesmişti.

  • Mehmet Efendi, bana dönerek, Hocam yardım et, ne diyor memur hanım? Annen ölmüş diyor, bu nasıl olur?

Mehmet Efendi öğrencim Ali Doruk’un babası olur. Beni arayıp annesi ve ablasının pasaport ve kimlik kartlarının kaybolduğunu, Konsolosluktan randevu almamı ve ne gibi hazırlıklar yapılması gerekiyorsa yardımcı olmamı istemişti. Annesinin durumunu anlattıktan sonra benim yanlarında onlara eşlik etmemi, hatta arabamla onları Konsolosluğa götürmemi istemiş, ben de bir küçük iyiliğim olsun düşüncesi ile bu isteği kabul etmiştim.

Kosolosluk işlem salonunda öncelikle kendi işlemlerini kendilerinin  yürütmesinin doğru olacağı düşüncesi ile  sessizce  izlemeye başlamıştım onları.

Melayke  Teyze 1943 doğumlu 81 yaşında, demans başlangıcı teşhisinin yanı sıra bir çok rahatsızlıkları da olan yaşlı bir kadın. Bir küçük çocuk  masumiyeti gibi, sürekli tebessüm eden nurlu yüzü, ne dediği pek anlaşılmayan konuşması, hafifçe gün ışığından rahatsız olan gözleri ve boşluğa takılı kalan bakışları ile tiril tiril tertemiz elbisesini giyinmiş, masumiyeti yüzüne vurmuş, çocuksu bakışlarını gülümsemeyle süslemiş nur yüzlü  yaşlı bir kadın.

Melayke Teyze’nin düşeceği korkusu ile hem oğlu hem kızı her iki yanından hafifçe kolundan girerek, biraz da kendi yürümesine fırsat vererek ağır adımlarla arabaya doğru yürürlerken, beni de teyzeye tanıtmaya çalışıyorlardı.

  • ‘Anne, bu Erdem Hoca, torunun Ali Doruk’un Türkçe öğ. ‘Annee, hoca bizi Konsolosluğa  götürecek. Bugün sana yeni pasaport alacağız.’ Diye ekledi Mehmet Efendi.
  • Ah hocam ah, annemiz son bir yıldır çok hasta, yeni yeni ayağa kalkı Epeydir dışarı çıkamayıp günlerce evin içerisinde kalmıştı.
  • Haydi anne arabaya bineceğiz!

Aylardır yatakta yatan annem için evden çıkmak ve  arabaya binmek olağan üstü bir durum. Tarif edilemez bir heyecan yaşayan annem adeta tatile gidecek çocukların yaşadıkları sevince benzer bir heyecanı yaşamakta dünden beri, dedi   Gülseven Hanım.

Annemde demans başlangıcı varmış. Çok şeyi unutuyor, zaman zaman bizleri de hatırlamıyor. Öyle gün oluyor ki çocukluğumuzdan hikayeleri gün gibi hatırlıyor ve anlatıyor. Aradan beş dakika geçmeden kızım bu adam kim diyor. Tamam şimdi annemle güzel sohbet edeceğiz derken, aniden gerçekle başbaşa kalıyoruz.

Aylar öncesinden başlayan üşütme ve soğuk algınlığına bağlı akciğerde su toplaması, enfeksiyon değerlerinin artması neticesinde haftalarca ölümle pençeleştikten sonra yeni yeni kendisini toparlamaya başladı annem. Zaman zaman kendini iyi hissettiği günlerde, eskiden olduğu Melayke’ye dönüşür, hemen ev temizliği yapmaya başlardı. Kendisini iyi hissettiği günlerden birinde olsa gerek, alış veriş için evden çıkmıştım. Eve geldiğimde Melayke Melayke olmuş, sanki bahar temizliğine girişmişti. Kendince gereksiz gördüğü, kıyıda köşede gözüne çarpan ne varsa toplayıp, küçük poşetler halinde hemen dış kapının kenarında bulunan çöp borusundan aşağı atmış. Annemin evinde özellikle hatırlı misafirleri için kullandığı kahve fincanları kilitli büfesinde dururdu. Büfenin diğer tarafında ise aile albümü ve içerisinde pasaport ve kimliklerimizin bulunduğu evrak dosyamız da orada saklanırdı. Hanımefendi o büfeyi  açıp, babamdan kalan tütün tabakası, gümüş ağızlığı ve tesbihine dokunmamış, ne var ne yok hepsini çöpe atmış ve dolabı tekrar kilitlemiş. Kilitli dolapta bulunan fincan ve diğer eşyaların, aynı zamanda pasaport ve kimliklerimizi çöpe attığını ancak bir hafta sonra öğrenmiştim.

Ölümlü dünya annemizin arzusudur, babamızın yanındaki aile mezarlığına defnedilecek. Bu bakımdan pasaportunun bir an önce çıkarılması gerekmektedir, hocam çok teşekkür ederim yardımlarınız için.

Annem ne kadar farkında bilmiyorum ama bir yere gideceğimizi anladı ki; ‘kızım ben yarın ne giyeceğim, diye tutturdu.

Çoğu zaman bir bebek gibi günün üçte ikisinde uyuyan  annem dün gece heyecandan olsa gerek sabaha kadar gözlerini kırpmadı.  Son bir kaç saattir uykuya yorgun düştü, biraz önce uyandırdım, o nedenle hem yorgun hem de şaşkın.

Melayke, babamız vefat ettikten sonra yazları Sivas’taki evine gider ve aylarca orada kalırdı. Memleketteki evi ve bahçesi onun ait olduğu yegane yerdir. Sağlıklı olduğu zamanlarda yılın yarısını memlekette geçirirdi annem. Beş altı ay kaldığı evinin bahçesinde sebze ektiği bostanı, kayısı ağaçları ve kocaman bir ceviz ağacı vardır. Özellikle iki adet salkım söğüt var ki anlatılmaz. Birinin altında yemek masası ve sandalyeler diğerinin altında ise bildiğin şark köşesi. Bakımlı yün minderler, halı yüzlü sedir yastıkları ile turistik beldelerdeki kahvaltı salonlarındaki şark köşelerinden daha da gösterişli. Annemin konfor alanı orası, zamanının çoğunu orada geçirir, misafirlerini orada ağırlardı. Annemin mutluluğudur cennetidir orası.  Çok verimli bir meyve ağacı olmasa da açtığı çiçekleri ile güzel kokuları etrafa yayan iğde ağacı da bulunmaktadır annemin küçük cennetinde. Bostanında soğan, kabak, yeşil  biber, domates, fasulye, patlıcan, salatalık, hatta kavun ve karpuz dahi yetiştirir, sürekli konu komşu ve tanıdıklara dağıtırdı. Bahçenin küçük bir köşesini de evde ücretsiz oturan, evin bakımını yapan, anneme yoldaşlık eden bibimizin torunu Yegane Abla’ya ayırt etmişti.  Soğan domates biber ve fasulye tohumlarını kendi bahçesinde üretir seneye kullanırdı. Tohum ya da domates stiline para vermezdi. Hatta buraya gönderilmek üzere patlıcan, fasulye ve biber bile kuruturdu. Her yıl bahçedeki yetişen ceviz ve kayısıdan bir kısmını ayırt eder, kurutur ve kasabanın yatılı okuluna verirdi. Annem Danimarka’ya geldiği ilk yıllardan başlayarak uzun süre serada çalıştığı için bağ bahçe işlerinde çok usta olmuştu.  Özellikle ektiği bahçe çicekleri evine bam başka bir güzellik katardı.

Çocukları olarak hepimiz bir şekilde annemizin sağlıklı ve huzurlu bir yaşam olması, küçük cennetinde keyifli bir yaşam sürmesi için gayret eder, yazları annemizin ziyaretine gider, eksikliklerini tamamlar, güvenli huzurlu ve  mutlu olmasını gayret ederdik. Acil durumlarda bize ulaşabilmesi için cep telefonunu nasıl kullanacağını öğretmiştik. Havaların soğuması ve bahçe hasatının bitmesinden sonra Melayke’nin sağ salim  Danimarka’ya dönmesini sağlardık. Yıllar hep böyle geçip gitti.

O yıl izine gidemeyince;

– Kızım memlekete gidemedikten sonra yaşamanın ne anlamı var, deyivermişti.

Ağır gelmişti bu durum ona. Çocuklarına defalarca;

-‘Guzularım, yavrularım, gızım, oğlum eksik olmayın! – bana  çok iyi bakıyorsunuz el üstünde tutuyorsunuz. Amma….

-Ama ben evimi çok özlüyorum, Sivas’ı özlüyorum, diye  özlemini dile getirmişti. Hele bir iyileşeyim, hemen memlekete gideceğim, ağaçlar ne oldu acaba, okula yardım ediyorlar mı diye söylenip dururdu.

Yıllardır memlekete gidememek ağır gelmiş, yaşam motivasyonu azalmış, aylarca dört duvar arasında bir yaşam mücadelesi vermek onu fiziken de çok zayıf düşürmüştü.

Gülsevim’in anlattıklarına derin bir iç çektikten sonra Mehmet Efendi,

Bir keresinde beni memlekete defnedin demişti, annem. Allah korusun ve gecinden versin,  bir vefat sonrası, son arzusunu yerine getirmek durumunda ne yapacağız, diye düşünmeye başladığımızda annemim pasaportunun olmadığı açığa çıktı. Hatta kız kardeşimin de kimlik ve pasaportları ortada yoktu. Biran önce yeni Türk kimliği ve pasaportu çıkarılması hasıl olmuştu.

Melayke Teyzenin hareket kabiliyetinin sınırlı olacağı düşüncesi doğrultusunda konsolosluğa feribotla gitmek yerine kara yolu ile gidilmeye karar verildi. Özellikle deniz tutması ve arabaların parkettiği alt katlardan yolcu salonlarına yürümek ve merdiven çıkmak Melayke için zor olacaktı.

Yeni pasaport ve kimlik kartı almak üzere, kırk elli metre dahi yürüyemeyen yaşlı ve hasta kadınla 350 km mesafedeki Konsolosluğa doğru arabayla, sık sık mola vererek onu fazla sarsmamaya dikkat ederek yola koyulduk.  Yine de çok sarsılmıştı Melayke Teyze. Yarı aygın yarı baygın, ara sıra midesi bulanarak altı saatlik uzun bir yolculuk sonrası konsolosluk hizmet binasına ulaşmıştık..

Baba Naki bey Danimarka’ya Almanya üzerinden işçi olmak amacıyla turist olarak gelir 1970 li yılların başlarında.  Almanya’ da işçi olamayacağına anlayan Naki Bey soluğu Danimarka’da alır. Talihsizlik bu ya, hemen o günlerde firmaların işçi oturumu verme yetkilerine kısıtlamalar getirilir.  Nereye gitse, yeni işçi aldık şimdi işçiye ihtiyacımız yok cevabını alır. Belli ki bir kaç ay geç kalmıştır.

Bir gece yarısı tesadüf bir diskotek kavgasına karışır. Sarhoş olduğu her halinden belli olan bir adamın  yan masada oturan bir kadına yönelik şiddet içeren davranışlarına dayanamayan Naki, kadını desteklemek üzere adamın karşısına dikilir. Adam aynı fiziki teması uygulayınca Naki de karşılık verir. Sadece itme kakma  şeklinde geçen kavga da yere düşen sarhoş adamın  başını çarpması sonucu kafası yarılır. Bu arada  bar sahipleri çoktan polis çağırmıştır. Dil bilmeyen Naki kendini ifade edemez. O yıllarda üniversite eğitimi almak üzere gelen mühendis DenizTercüman olarak çağırılır. Naki bey kısaca olayı anlatır, kadına vuracağını sandığı için olaya dahil olduğunu, adamdan özür dilediğini, yaralanmasına üzüldüğünü ifade eder. Kadın verdiği ifadede aslında Naki’nin iyi niyetli birisi olarak zor durumda olan bir kadına yardımcı olmak amacıyla kendisine vurmakta olan adımın elini tutması biçiminde olaya dahil olduğunu anlatır. Herkes birbirinden özür diler serbest bırakılırlar. Serbest bırakılırken, toplumun huzurunu bozma eylemi nedeniyle 500’er kr para cezası vermekten de kurtulamazlar.

Hiç tanımadığı, hatta dil bilmeyen, pat çat almanca konuşan bu iyi yürekli yakışıklı  adamdan etkilenir Connie. Bir süre sonra görüşmeye ve çıkmaya başlarlar. Adeta yanında mutluluktan uçan Connie aşık olmuştur Naki’ye. Bir süre görüştükten sonra Naki Connie’nin evine taşınır. Gel zaman git zaman Naki’nin oturumunun olmadığı, turist olarak sayılı günlerinin kaldığını öğrenen Connie, Naki’yi Danimarka’da tutmak için neler yapılması gerektiğini  polis memuru olan kuzeni aracılığı ile öğrenir. Tek çıkar yol vardır. Naki ile evlenmek. Connie çokdan hazırdır Naki Bey ile evlilik yapmaya. Evlilik için başvurduklarında Naki’nin sadece pasaportunun yeterli olmadığı, yanı sıra mutlaka Türkiye’den ‘medeni hal’ (civilstandattest) belgesi getirmesi gerektiği bildirilir. Naki ve Connie birlikte karar verirler. Nakinin memleketine gidilecek, aile ziyareti yapılacak ve gerekli belgeler alınıp tekrar Danimarkaya dönülecek.

Uzun bir yolculuk sonrası Connie ile Naki memlekete ulaşırlar. Naki memlekete geleleceğini önceden haber etmiştir. Hazırlıklar başlamış, Danimarkalı gelin Ayışığı Teyze’nin evinde misafir edilecektir. Danimarkalı gelin geliyor diye herkesi bir heyecan bir merak kaplamıştır. Uzun boyu mavi gözleri sap sarı saçları ile sadece sinema filmlerinde gördükleri tipten  genç mini etekli bir kadın çıkagelmişti. Naki Danimarkalı karısı ile gelmiş diye haber yayılmıştı kasabaya.

Diğer tarafta ise Naki’nin kendi evinde, Melayke Hanım ve çocuklar hasretle babalarını beklemektedirler.

Fotoğraf çektirmek için birlikte kasabanın çarşısına gittiklerinde tüm meraklı gözler Connie’yi izlerken, aynı meraklı bakışlar ile sokakları binaları izleyen Connie, Naki’ye dönerek, bu şehirde kadınlar yaşamıyor mu, kadınlar neden dışarıda şehirde değiller diye somuştu. Burası Türkiye, kadınlar pek dışarı çıkmazlar, onlar daha çok ev işleri ile uğraşırlar. Bundan sonra çok zorunlu olmazsa dışarı çıkmayız, diye anlatabildiği kadarıyla uyarmıştı Connie’yi.

Bir takım işleri yaptıracağım bahanesi ile her dışarı çıktığında çocukları ve  eşinin yanına gidip hasret giderir Naki sanki kaçamak yaparcasına. Evli ve çocukları olduğundan söz etmemiştir Connie’ye.

Naki ve Connie Almanca konuşmaktalar. Güya tercümanlık yapan Naki’ye meraklı gözlerle ‘ne dedi ne diyor’ soruları sıkca sorulur. İşin aslı Naki ahzoo, jaa, Duetchland, Danmark, nein nej, nåh, ikk may, den der, kom kom,  rejse,  ich bin, ich libe dich gibi sınırlı şeyler söyleyebilmektedir. Connie  sıkılmaya başlamıştır bu durumdan. Evde zamanını kendisine hediye edilen plak çalardaki romantik şarkıyı dinleyerek geçirmektedir. Televiyonun olmadığı yıllardır o yıllar. Bir iki defa radyo dinlemeye kalksada pek istediği yabancı radyo istayonlarını çekmez evdeki antenli radyo. Yalnız evde var olan plakçalarda birkaç Türk müziği eserini dinledikten sonra Berkant’ın söylediği ‘Bir şarkısın sen, dudaklarımdan  ömür boyu düşmeyecek…’ şarkısını defalarca dinleyerek nerdeyse ezberleyip mırıldanmaya başlar. Tek uğraşı bir şarkısın sen plağını dinlemektir Connie’nin.

Artık tekrar edilen sürekli evde kalma durumu sıkıcı olmaya başlamıştı Connie için. Naki ne zaman dönüyoruz Danimarka’ya? diye sormaya başlandığı günlerde, kağıt işlemlerine çoktan başlamıştır Naki.

Naki Beyin boşanma işlemleri yapması ve sonrasında medeni hal belgesi alması gerekmektedir. O yıllar 50 x 70 cm. Boyutlarında kocaman siyah ciltli, sırtı kırmızı şeritli, üzerinde hane, cilt ve sayfa numarası yazılı kütük defterleri vardır nüfus müdürlüklerinde. Çoğu zaman el yazısı ile not düşen memurlar küçük kalem oynamaları yapabildikleri söylenirdi.

Naki’nin kafasında tek hedef vardı. Bir an önce Danimarka’ya dönmek ve işçi oturumunu almak. Daha sonra çocukları ve çocuklarının annesi Melayke hanımı bir yolunu bulup Danimarka’ya götürmek.

 

Plan buydu, bunu yapabilmesi için nüfus kayıt sisteminde bekar olduğunu belirten bir ‘medeni hal belgesi alması gerekmektedir. İyi de evli ve 4 çocuklu adam nasıl yapacaktı bunu?

Soluğu Bekçi Aho’nun nüfus müdürlüğünde çalışan, Cingöz lakaplı  oğlu Niyazi’nin yanında alır.

Niyazi, – Naki Ağa hallederiz yeterki sen bu işi yapacak adamları ikna ve ihya edecek cömertlikte ol!  gerisini bana bırak demişti.

Cingöz Niyazi dediğini yapar. Bir kaç gün içerisinde kendisinin bekar olduğunu belirten medeni hal belgesini alır. Bu işlemleri yaparken, çocukların nüfus kayıtları, Melayke Hanımı’ın vefat ettiği, kendisinin de medeni hal olarak dul olduğu bilgileri verilen medeni hal belgesinde yer almaz

Bu belgeyi aldıktan sonra Connie ve Naki ile Danimarka’ya döner, nikahlanır ve evlenirler. Connie mutludur, evde her gün birlikte öncelikli Danca öğrenme, yanı sıra da Türkçe öğrenme çalışmalarının yanı sıra Naki’nin iş bulması, ev ekonomisine katkıs derken iki yıl geçer.

O yıllarda süresiz oturum almak  için en az iki yıl evli olmak yeterlidir Danimarka’da. İki yıl geçip süresiz oturumu (permanent opholdstilladelse) aldıktan sonra Naki, memlekete gitmesi gerektiğini söyler Connie’ye. Connie benim benim sana anlatacaklarım var, diye söze başlar. Senden evlenmeden önce ben evliydim. Hatta dört tane de çocuklarım var. Şimdi artık çocuklarımı buraya getirmem gerekir, onların bana ihtiyaçları var.

Connie yıkılmıştır. Nasıl olur böyle bir şey?  Naki sen nasıl bir insansın, benimle evlenmek için, işçi oturum hakkını almak için yalan söyledin, tamam, ya benim aşkım sevgim, duygularımla oynaman, bu kadar basit mi bunlar? Anlayamayorum seni nasıl bir insansın sen, ya o yavrular, çocukların, ya o kadın? Midemi bulandırıyorsun, pislik, pis adam, siktir git defol hayatımdan….. Connie Naki’den ayrılır.

Boşanma sonrası  çocukları ve Melayke Hanımı götürmek üzere memlekete dönen Naki soluğu Cingöz Niyazi’nin yanında alır.

Cingöz Niyazi bu, hemen şeytani bir çözüm bulur. İki şahit eşliğinde, Dursun Amcanın tandıra düşüp ölen, ölüm tutanağı düzenlenip kaydı silinmemiş, sözde yaşayan, aslında adı Songül olan, amca kızının adı Melayke olarak değiştirilir. Yine aynı gün amca kızı Melayke ile Naki beyin resmi nikahları düzenlenir. Naki hiç kimsenin farkında olmadan çocuklarının annesi, vefat etmiş Melayke Hanım yerine, amca kızı Songül Melayke ile bir kez daha evlenir. Sorun çözülmüştür sağolsun Cingöz Niyazi’nin iş bitiriciliğine.

Naki Bey Melayke Hanım ve Çocuklarını alıp Danimarka’ya götürür. Çocukların annelerinin adı Melayke, Naki Beyin yeni eşinin adı Melayke. Yıllar yılları kovalar. İzine geldiklerinde eski evlerine sığamaz olurlar. Paraları da vardır artık. Evlerini yıkıp yerine kasabanın en görkemli evini yaptırırlar. Kapısına da Naki Bey Konağı yazdırırlar. Naki bey ölmeden önce binayı Melayke Hanımın üzerine  geçirir. Naki Bey konağının tapusu Melayke Hanım’ın üzerinedir.

Evin tapusu üzerine ama kendi doğurduğu çocukları kendi üzerine kayıtlı değildir Melayke Hanımın. ….

Tapusu Melayke Hanımın üzerine olan evin çocuklara devredilmesi düşüncesi ve annenin son arzusunun yerine getirilmesi için pasaport çıkartmak üzere Konsolosluğa varınca gerçekle yüz yüze gelmişlerdi Melayke Hanımın çocukları.

Nüfus kayıtlarına göre çocuğu olmayan Melayke Hanım’ın birinci dereceden mirasçısı olmadığı gerçeği ortaya çıkmıştı.

Tüm bunlardan bihaber olan Gülseven Hanım’ın ağzından, şaşkın bakışlarla, ne yani annemiz ölmüş mü? Sözleri dökülmüştü..