Telefon Sapığım

phone, icon, technology-1831920.jpg

Telefon Sapığım ve 6 Numaralı Koltuk

 

İnsan bazen hangi yolculuğa çıktığını, otobüs hareket edene kadar anlayamaz. Ben de anlayamadım. O gün terminale giderken başıma geleceklerden habersizdim. Şimdi dönüp bakınca  vicdanıma hâlâ aynı şeyi söylüyorum. Vallahi masumdum.

Cep telefonlarının yeni yeni yaygınlaştığı yıllarda, Bielefeld’deki eski dostlarımı ziyarete gittiğimde Hagenuk marka bir telefon almıştım. O günlerin en gelişmiş telefonlarından biriydi.

Arayan numaralar, özellikle sabit hatlar ve sokaktaki telefon kulübeleri ekranda görünüyordu. Havalı bir telefon edinmenin keyfini sürdüğüm o günlerde, gizli numaralardan arayıp insanları işleten “telefon sapıkları” konuşulmaya başlamıştı.

O günlerden birinde telefonum çaldı.

Tanımadığım bir kadın sesi:

  • Merhabaa… Nasılsınız Taner Bey?
  • Sizinle biraz sohbet etmek istiyorum.

Sesi son derece içtendi.

  • Efendim, anlayamadım.
  • Tam olarak ne istiyorsunuz? diye sordum.

—Acele etme…

  • Daha ilk dakikadan sorguya mı çekeceksin beni?
  • Önce biraz rahatla. Sohbet edelim, sonra kim olduğumu da öğrenirsin.
  • Bakın hanımefendi, müfettişim,
  • teftiş dönemindeyim; işim başımdan aşkın.
  • Tanımadığım biriyle telefonda muhabbet edecek vaktim yok.
  • Hem prensip olarak tanımadığım bir kadınla neden konuşayım?
  • Üstelik düzenli bir ilişkim de var, diye yalan söyledim.
  • Atma Recep! dedi. İlişkin falan olmadığını biliyorum, şapşal. Seni yıllardır tanıyoruz.

Yalan söylediğimi anlayan, üstelik beni tanıyan biriydi bu.

  • Sanki beni tanıyor gibisin. İyi de, sen kimsin? diye yeniden sordum.
  • Bekle biraz, sabırlı ol, zamanla öğrenirsin. Öpüyorum seni yakışıklı!

Telefonu kapattı. Bir süre telefonu kulağımdan indiremedim. Şaşkınlığımın yanı sıra merakım da artmıştı. Öteden beri kızlarla, kadınlarla rahat konuşamam; acaba yanlış bir şey mi söyledim, diye düşündüm.

Ergenlik çağında kızların dalga geçtiği sünepe, silik bir çocuktum; bu yüzden kızlardan hep çekinirdim. Onlarla konuşmaya cesaret edemezdim; sanki yanlış bir şey yapıyormuşum gibi yüzüm kızarır, ellerim terlerdi. Derslerim iyi olduğu için sınav ve proje zamanlarında benden yararlanmak isteyen bazı kızlar yakınlık kurardı. Benimle ders çalışan kızların kendi aralarında hakkımda konuştuklarını duymuştum:

  • “Kız, bu oğlan çok zeki, çok iyi ama çok da şapşal.”

Aradan birkaç gün geçti. Tam unuttum derken yine aynı ses:

  • Yakışıklı, nasılsın?
  • Düşündün mü beni? Hafifçe gülümsediğini hissedebiliyordum.

Sesini hatırladığım o gizemli kadın yeniden aramıştı. Bir yandan da kendi kendime, “Oğlum, ne çekiniyorsun? Kırkını çoktan geçmiş bekâr adamsın, biraz takılırsın,” diyordum. Gizemli aramalar, “öpüyorum”, “yakışıklı” gibi sözler üzerimdeki bütün çekingenliği yavaş yavaş eritiyordu.

İlk zamanlar gırgır şamata olsun diye açtığım telefonu artık sabırsızlıkla bekler olmuştum. Her seferinde başka bir numaradan aranıyordum. Bir yandan da beni arayan numaraların kime ait olduğunu, nereden arandığımı araştırmaya başlamıştım.

Bir keresinde beni arayan numarayı geri aradığımda, o sırada önünden geçtiğim telefon kulübesinin çaldığını fark ettim. Belli ki beni tanıyor, yakınlarımda bir yerden arıyordu.

Telefonda iyiden iyiye sohbet eder olmuştuk. Kendimi bu oyunun içinde bulmuştum; bir ilişkiye hazırdım artık.

Bir keresinde cesaretimi toplayıp onunla yüz yüze görüşmek istediğimi, belki sevgili olabileceğimizi söyledim. Hiç beklemediği bir şeymiş gibi hafifçe hıçkırdı:

—Orada dur enişte!

  • Ben seni kendim için aramıyorum ki! diyerek telefonu yüzüme kapattı.

— Neydi şimdi bu? Enişte mi? Ne demek istiyordu?

Yine birkaç gün geçti. Arayan oydu. Hemen konuya girdim:

— Ne demek istiyorsun? Enişte ne demek? Açıklar mısın? diye ardı ardına soruyordum.

— Dur bi, sakin ol hele. Beni ne yapacaksın sen? Çok yakınında sana aşık bir kadın var. Oğlum, senin gözün kör mü? Onu bir türlü göremiyorsun.

Telefon kapandı. Bir sessizlik çöktü. Şaşkınlığıma mı yanayım, şapşallığıma mı, bilemedim. Biri beni arıyor, ilgimi çekmeyi başarıyor; “Haydi artık görüşelim,” dediğimde de  “Orada dur enişte, ben seni kendim için aramıyorum ki, bir arkadaşım için arıyorum,” diyerek işe bir gizem daha katıyordu. Doğrusu merak da ediyordum. Gençliğimde Almanya’da yıllarca başkalarının mektuplarını okumuş, başkalarının özlemine aracılık etmiştim. Şimdi biri de benim için aracılık ediyordu.

Beni arayan, beni tanıyan, bana şapşal diyen, yakınımdaki o kadın kimdi? Telefon sapığı mıydı, yoksa gerçek miydi? Kafam karmakarışıktı. İşin tuhafı, bu gizem hoşuma gitmeye de başlamıştı.

Öte yandan biri bana ilgi duyuyordu ve bu içten içe hoşuma gidiyordu. Duygularım hem okşanmış hem karmakarışık olmuştu.

Bir kadın aklımı karıştırmış, bir ortaya çıkıp bir yok oluyordu.

Bir itirafta bulunayım; biz erkekler gerçekten kolay lokmayız, çabucak oltaya takılırız. Kadın sesi kulağa hoş geliyordu galiba. Belki de hoşuma giden kadın sesi değildi; birinin beni merak ediyor olmasıydı.

O günlerde iş arkadaşlarımdan birinin eşi yanlışlıkla beni aradı. Samimi bir sesle sohbet etmek ister gibiydi. İlgisiz bir tonda cevap verince yanlış aradığını söyleyip kapattı.

Hemen ardından telefon sapığım aradı. Ondan bundan konuştuktan sonra ne yaptığımı sordu. İzne ayrıldığımı, birkaç gün sonra güneyde bir tatil beldesine gideceğimi söyledim. Telefon yine sessizliğe büründü.

Hazırlıklarımı tamamlamış, valizimi alıp çıkmak üzereydim ki telefon art arda çalmaya başladı. Arayan oydu.

— Ne yapıyorsun? diye sordu.

Hazırlandığımı, birazdan çıkacağımı söyleyince:

— Yalnız mı gidiyorsun? dedi.

— Gel istersen, beraber tatil yapalım, dedim.

— Ciddi misin? İster misin? dedi kahkahayla.

Terminalde buluşalım. İstersen sana da şimdiden yer ayırtayım.

— Valla olur, güle oynaya gelirim! diye sevinçle karşılık verdi.

— Adın ne? Kimin adına yer ayırtayım? Adını söylemedi:

— Hangi firmadan bilet aldın, otobüs kaçta kalkıyor?

Firmanın adını, otobüsün kalkış saatini ve kaç numaralı koltukta oturacağımı söyledim.

— Yetişirsem gelirim, dedi.

Telefon sustu.

Heyecanlandığımı hissediyordum.

Küçük valizimi alıp otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Almaya’da iş kazası geçirdikten sonra branşımı değiştirmiş başka bir alanda eğitim almıştım. İş kazasından kalma küçük bir sakatlığım oluşmuştu. Ayağım her zamanki gibi hafifçe aksıyordu. Durağa yaklaşınca, beni yanlışlıkla aradığını söyleyen arkadaşımın karısının karşı yönden geldiğini gördüm. Gözünde güneş gözlüğü, yanında küçük bir valiz vardı. Selamlaştık, hal hatır sorduktan sonra:

—Hayırdır, yolculuk nereye? diye sordum.

  • Nereye olursa, bakacağız, dedi.

Yüzündeki bir şeyi saklar gibi güneş gözlüğünü çıkarmamıştı. Fönlü saçlarını öne doğru salmıştı; saçlar yüzünün yarısını örtüyordu. Görünen yarısında fazlaca fondöten vardı. Dikkatli bakınca gözünün altındaki morluğu fark ettim. Ürkek, hüzünlü bir hâli vardı. Terminale giden otobüs geldi.

— ‘Sen de mi terminale gidiyorsun? dedim.

  • “Evet” anlamında başını salladı.

Otobüse birlikte bindik.

— İki kişi, diyerek akbilimi iki kez bastım.

— Teşekkür ederim, dedi.

—Rica ederim, dedim. İlerledik.

Otobüs tıklım tıklımdı. Ayaktakilerin tutunması için asılı duran halkaya uzandık. Parmaklarımız birbirine değiyordu. İkimiz de elimizi çekmedik. Kısa bir an bakıştık. Sonra hiçbir şey olmamış gibi gülümsedik.

Dudaklarımızda hafif bir tebessümle sessizce yolumuza devam ettik. Terminal durağında birlikte indik, perona doğru yürüdük. Bir şeyler sormak istedim; nasıl başlayacağımı bilemedim. On numaralı perona doğru ilerledik.

—Sana iyi yolculuklar, dedim. Kendi otobüsümün kalkacağı perona yönelirken göz ucuyla ne yapacağına bakıyordum ki telefonum çaldı.

Arayan telefon sapığımdı. Heyecanlanmıştım. Bir yandan da gözlerim onu arıyordu.

— Seni yine arayacağım, dedi ve telefonu kapattı.

Bir an önce valizimi verip sapığımı bulmak istiyordum. Yolcular valizlerini bagaja teslim etmeye başlamıştı. Valizimi verirken daha önce gördüğüm küçük bir valiz gözüme çarptı. Fazla üzerinde durmadım. Otobüsten biraz uzaklaşıp sapığım geliyor mu diye bakınıyordum ki telefonum yine çaldı.

Arayan oydu.

—Neredesin? Otobüs birazdan kalkacak, dedim.

—Hatırlıyor musun, sana bir keresinde “enişte” demiştim.

— Evet, evet, hatırlıyorum. Ama ondan sonra enişte meselesini hiç açmadın.

—Haklısın. Çok üstüne gelmek istemedim. Ama birazdan öğreneceksin, neden sana enişte dediğimi.

— Telefon sustu. Ben de sustum.

Terminalde yüzlerce insan vardı ama kendimi yalnız hissediyordum.

“Bu kadın seninle dalga geçiyor, şapşal,” dedim kendi kendime.

Elimde telefon, arayan numarayı geri aramak için tuşa bastım. Ekrandaki numara bu kez bir cep telefonu numarasıydı. Aradım; meşgule düşürdü. Defalarca aradım; sonunda telefonu kapattı. Buralarda bir yerde olmalıydı. İleri geri yürüyüp etrafa bakındım. Dikkatimi çekecek kimse yoktu.

Kızmış, öfkelenmiştim. Atarlı, sinirli, biraz da küfürlü bir şeyler söylene söylene otobüse döndüm. Beş numaralı koltuğuma gitmek için basamakları çıkıyordum ki kaptan tatlı sert uyardı:

—Beyefendi, nerede kaldınız? Sizi anons ediyoruz.

  • Lütfen yerinize geçin.

Zamanın geçtiğinin, anonsla çağrıldığımın bile farkında değildim. Dikkatim dağılmış, moralim bozuk, yerime oturdum.

Altı numarada oturan kadın yolcunun farkına bile varmamıştım. Otobüs hareket edeli beş altı dakika olmuştu ki telefonumun titreşimiyle kendime geldim.

Bir mesaj gelmişti.

Ondandı.

Aynı anda yanımdaki yolcunun telefonuna da bir mesaj düştü.

  • “Size iyi yolculuklar dilerim. Enişte, arkadaşıma iyi bak!”

Mesajla irkilip yanımdaki yolcuya döndüm. Yan koltukta oturan, biraz önce terminale birlikte geldiğim kadındı.

—Merhaba. O kadın… evet, o kadın benim, dedi.

Gözlüğünü çıkardığı için fondötenle örtmeye çalıştığı, darbe almış yüzü ve morarmış gözü ortaya çıkmıştı.

— Ne olur şimdi bir şey söyleme. Daha çok konuşacak zamanımız olacak. İnan çok yorgunum, dedi ağlamaklı gözlerle.

Sustum, bir şey diyemedim.

Hareket halindeki otobüste bana doğru hafifçe yaklaştı, başını omzuma yasladı.

Duyulur duyulmaz bir  sesle “Şapşal,” dedi.

Öylece donakalmıştım.

“Peki…” dedim. Gözlerimi kapattım.

 

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir